Yeni Cevap 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tahir Kutsi Makal' dan YUNUS EMRE'ye Dair
09-04-2011, 03:48 AM
Mesaj: #1
Tahir Kutsi Makal' dan YUNUS EMRE'ye Dair
Tahir Kutsi Makal' dan YUNUS EMRE'ye Dair

BİZİM YUNUS

Tahir KUTSİ MAKAL
*************************

“Üstad Tahir Kutsi Makal bu bildirisini 8.5.1990 Tarihinde yapılan “1. Uluslar arası Yunus Emre Kongresi” nde sunmuştur.”

“Yunus Emre, Tapduk Emre’nin yetiştirmesidir. Kırk yıldan çok, Tapduk dergâhına hizmet etmiştir. Onun dergâhında okumuş, öğrenmiş ham iken pişmiştir. Tapduk’un sağlığında ve ölümünden sonra, ondan öğrendiklerini halka yaymıştır. “Halka Tapduk manisin, saçtık elhamdüllah! ” diyerek gönül rahatlığını vurgulamıştır.

Yunus Emre, tarikat şeceresini şöyle bildirir.

“Yunus’a Tapduk’dan oldu, hem Barak’dan Saltuk’a
Bu nasip çün, cüş kıldı, ben nice pinhan olam…”

Nasip coşturmuştur onu ve el içine çıkmıştır, gizli kalamamıştır. Çünkü mürşitleri, sevmek ve düşünmek, düşüncelerini yaymak gereğini duymuşlardır. Yunus da öyle yapmıştır. “Sevdiğimi söylemezsem sevmek derdi beni boğar” diyerek sevdiğini söylemiş, öğrendiğini öğretmiş, duygu ve düşüncelerini şiire dökerek halka heyecan aşılamış, düşünmelere çağırmıştır.

Menkıbelere göre; Yunus Emre, Tapduk Emre dergâhına kırk yıl odun taşımış. Bir kerece de eğri odun getirmemiş dergâha…

Tapduk Emre sormuş,
-“Bu nice haldir Yunus’um? ”
Yunus Emre cevap vermiş;
-“Şeyhimin dergâhına eğri ne girdi ki şimdiye kadar, odunun eğrisi girebilsin? Girebilemez! ”
Bu cevap ve daha nice güzel olaylar, konuşmalar ve düşünceler dolayısıyla Yunus, Tapduk’un en değer verdiği müridi, dervişi olmuş… Günlerden bir gün, bir atışma olmuş, Yunun Emre de dergahtan çekip çekilip gitmiş... Bir süre sonra, pişmanlık duymuş. Hocasını haklı yahut haksız, kızdırmış olduğuna üzülmüş. Dönmüş dergâha! Ama kabul göreceğinden emin değil. Tapduk’un hanımı Ana Hatun’a açmış konuyu. Tapduk Emre’nin gözü görmezlenmiş o sıra…
Ana Hatun demiş ki:
-“Kapı eşiğine, anakapının oraya yat. Bastonu değdiğinde sorar bana, hangi Yunus derse vay yandın! Topla heybeni yola düş….”
Yunus Emre anakapı eşiğine yatmış. Biraz sonra Tapduk Emre, eşinin yedeğinde girerken, bastonu Yunus’a değmiş.
Tapduk Emre sormuş:
-“Kimdir bu hatun? ”
-“Yunus, efendi hazretleri! ”
-“Bizim Yunus mu? ”
-“Evet…” demiş hatun. Yunus kalkmış, el öpmeye davranmış sarılıp hasret gidermişler...
-“Bizim Yunus…”

Evet bizim Yunus! Bence Tapduk Emre bu sözüyle Yunus Emre’nin tapusunu millete vermektedir… Yunus bizim Yunus’dur… Yüzde yüz bizden olan Yunus... Yüzde yüz Anadolu çocuğu olan, yüzde yüz Türk olan ve yüzde yüz Müslüman olan Yunus!

“Hümanisttir”, vesairedir denilerek,Yunus Emre paylaşılmaya çalışılmasın. Yunus bizimdir.Yüzde yüz millidir. Bu yüzdendir ki, milletlerarasıdır. Çünkü “ulusal” olmayan “evrensel” olamaz.



BİR ANADOLU ÇOCUĞU

Yunus Emre, Türk milletinin müşterek evlâdıdır. Onun kadar milletine malolmuş, sevgi ve saygı ile kendisine bağlanılmış bir başka ozan yoktur dünyada. 14 yerde “Yunus Emre”nin mezarı’nın bulunduğunun iddiası ve kabulü boşuna değildir. Kula’dan Erzurum’a kadar bütün vatan sathında Yunus’un makamı vardır. Aslında kaynaklar, onun Eskişehir’in Sarıköy’ünde (bugünkü Yunus Emre köyü) doğduğunu ve yine Sakarya ırmağı’nun kıyısında öldüğü konusunda birleşmektedir. Yunus’a ait olduğu söylenen, yüzyıllarca öyle bilinen mezardan kemikleri alınarak bugünkü türbesinde toprağa verilmiştir.

Halkın gözünde ve gönlünde, düşüncesinde Yunus Emre ölmemiştir. Yunus’da söyler ölümsüzlüğünü.

“-Yunusu öldü diye selâ verirler
Ölen hayvandurur âşıklar ölmez! ”

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde makamı bulunan bir kişi olarak, şiirleri ezberlerde gezen bir ozan olarak ölümsüz düşünceleri savunan bir düşünür olarak Yunus yaşamaktadır… Aramızdadır… Halktan biridir o, bizden biridir. Halkın dili ile Hakk’ı söylemiş haklıyı savunmuştur…

Ve Yunus, özbe-öz Anadolu çocuğudur... Bakınız, çağdaşı çevreye, ondan önceki ve daha sonraki Anadolu erenlerine… Her biri dışardan Anadolu’ya gelmişlerdir. Kimi Horasan’dan, kimi Belh’den, kimi Hicaz ile Yemen’den... Yunus’un kökeni Türkiye’dir... Devrinde Arapça konuşmak, Farsça lügat parçalamak, şiir “inşâ” etmek, bir gösterişli moda idi… Bizim Yunus bunlara tevessül ve tenezzül etmemiştir... Alçak gönüllülükle, yüce gönüllülükle Türkçe söylemiş, daha çok Türk’ün milli şiir ölçüsü hece’yi kullanmıştır.

TÜRK GİBİ DÜŞÜNMEK VE TÜRÇE SÖYLEMEK

Yunus Emre’yi bizim kılan, bizden kılan Müslüman - Türk gibi düşünmesi ve Türk olarak Türkçe söylemesidir… Dil, bir milletin ses bayrağıdır. Nice büyük sayılan şairler, Türkçe’yi Farsça’nın kefenine sarmaya çalışırken o, Türkçe’nin bayrağını heyecanla dalgalandırmıştır. Bunu yaparken Türk olduğunu, inanç dolu olduğunu unutmamıştır.

Bizim olanlara bizden bir gözle bakmıştır Yunus Emre… Türk halkı “Ev alma komşu al”der… Yunus’da dostluğa çok büyük önem verir. “Gel dosta gidelim gönül” der. İstediği, beklediği ve gittiği gönül dostudur, fikir dostudur… Çünkü iyi niyetli olmayan, fesatlık düşünen, karnında ve kafasında hilekârlık tilkileri dolaştıran; dost olamaz, iyi insan ve iyi komşu olamaz…

Anadolu insanı tevazu içindedir. Yere bakar... Toprağın bereketine inanır...”Rençberin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış” denilir... Yunus da sabırlıdır, çalışma ve sabır öğütler, toprağa bakım öğütler. Şöyle der.

“Ben ay’umu yerde gördüm
Ne isterem gökyüzünde
Benim yüzüm yerde gerek
Bana rahmet yerden yağar”

Yunus Emre, mistik düşüncelerini anlatırken de, hayatın gerçeklerinden, Türk’ün kendine özgü yaşayışından örneklerle pekiştirir... Örnek olarak; Yunus, dünyayı bir değirmene benzetir… Zamanı değirmen taşına ve halkı una... Dönme dolapla konuşur, kamburu çıkmış ağaçla, kırda açılan çiçekle, börtü, böcekle dertleşir konuşur. “Aşk ağlatır, dert söyletir” atasözü uyarınca ağlar ve söyler... Halkı söyler, halkça söyler, Hak’ça söyler... Anadolu insanının günümüzde de korkusunu yaşar; Gurbette garip ölme korkusunu yaşar…

“Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin” diye, Türk insanı olarak, mütevekkil, hüzünlü seslenir...

Türk insanının ulusal sazı kopuzdur, bağlamadır… Kopuzla “boy boylanır soy soylanır.” Törende şölende, kavgada, dövüşte kopuz vardır. Türk’ün hayatında Kopuz olagelmiştir. Kopuz sonradan “çögür” adını almış, “saz” adını almış, “bağlama” olmuş, teli ve sesi zenginleşmiş, Türk’ün yaşantısında yeri eksilmemiştir. Yunus’un şirinde de kopuz vardır.


HALKIN ACISI, SEVİNCİ YUNUS’DA

Yunus Emre, kendini büsbütün dine vermiş “öbür-dünya” düşünen, miskin, çalışmayan, tembel, “dokunma günahtır” diye gerilikler düşünen yobaz biri değil, dinamik, çalışkan, çalışmayı öğütleyen, iki dünya için çalışılmasını, bir arada geçinilmesini isteyen barış ve sevgi adamıdır.

Yunus Emre’nin yaşadığı yıllarda Türkiye, büyük çalkantılı bir dönem yaşamıştır. Anadolu’da kurulan Selçuklu Türk Devleti, Anadolu’yu Türkleştirme, topraklara Türk mührü vurma çabasında iken Doğu’nun ve Batı’nın hücumları sonucu çok acılar, sancılar çekmiştir. Bir yandan Haçlı Seferleri bir yan dan Moğol istilâsı yaşanmıştır.

Özellikle Moğol istilâsı Anadolu Türk halkına derin acılar yaşatmıştır. Çünkü Moğol birlikleri arasında Türkçe bilen askerler olduğunu görüp anlayınca Anadolu Türk halkı hüzünlenmiş ve bu duruma çok kızmıştır. Halk, Moğol’u kasdederken “Tatar” demiştir. Haklın bu duygu ve düşünceleri, Yunus’un deyişlerine yansımıştır.

“Ol budakta biter iman
İman bitse gider güman
Dün-gün işim budur heman
Nefsime bir Tatar oldum”

Bir başka deyişle Yunus, Tatar’ı şöyle anar:

“Aşkın çeri saldı benim gönlüm evi iklimine
Canımı esir eyledim nider bana yağı Tatar…”

Başka bir deyişinde Tatar’ı halkın, hiçbir şeyden korkusu olmayan kişiler olduğu düşüncesinden hareket eder:

“Okursun tasnif kitap
Çekersin buınca azap
Havf u reca sende yok
Öyle ki bir Tatar’sın…”

Yunus, “Bizim Yunus”, bizim derdimizle dertlenmiş, acılarımızla yanmıştır.
Müslüman Türk’ün engin hoşgörüsünü, şiirlerine yansıtmıştır. “Yetmiş iki milleti” bir gözle görmüştür. “Yetmiş iki millet” motifi, Türk dilinde eskiden beri vardır. Çeşitli ırk ve kabileleri işaret eder. Çingeneler de “buçuk millet” olarak görülür… Türk milleti, Anadolu’ ya geldiğinde, mevcut Anadolu halkına düşman gözüyle bakmamış; birlikte hayatı paylaşabileceği, toprağı, iklimi paylaşabileceği insanlar gözüyle bakmıştır. “Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan / Şairin evliyasıysa hakikatte âsidir” deyişi ondandır.

Evet, Yunus Emre, her şeyi ile, şiirinin, düşüncesinin bütünü ile bizdendir.

Selâm “Bizim Yunus”a! ...”

NOT. Eskişehir Valisi Bahaeddin Güney’ in girişimi ve Türk Kültür ve Dış İşleri Bakanlığı’ nın teklifiyle UNESCO, 1991’ i “Yunus Emre Sevgi Yılı” ilân etti. 1991’ de Yunus Emre, şiiriyle, düşüncesiyle derinliğine-genişliğine yaşanacaktır. Ayrıca 1. Uluslar arası Yunus Emre Kongresi’ nde, Yunus’ un, “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz” dizelerinin, Birleşmiş Milletler kuruluşunun New York’ daki binasına yazılması önerisini oybirliği ile imzalamışlardır.

Dr. Mehmet Önder başkanlığındaki kongrede alınan bu karar metni ve imzalar Birleşmiş Milletler Kuruluşuna iletilmiştir.

KAYNAKLAR:

1-Yunus Emre Divanı – Prof. Faruk K. Timurtaş (Tercüman 1001 Temel Eser)
2-Yunus Emre ve Tasavvuf – Abdülbaki Gölpınarlı (Remzi Kitabevi)
3-Yunus Emre – Ahmet Kabaklı (Türk Edebiyatı Vakfi Yayını)
4-Tarla Dergisi – 90 /4- Nail Tan’ ın Makalesi.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

İletişim | Yenisiir.net | En Üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi