Yeni Cevap 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tahir Kutsi Makal'ın Karacaoğlan Kitabı
09-04-2011, 03:58 AM
Mesaj: #1
Tahir Kutsi Makal'ın Karacaoğlan Kitabı
Tahir Kutsi Makal'ın Karacaoğlan Kitabı

KARACAOĞLAN


Karacaoğlan kitabı, Tahir Kutsi’nin kalemiyle yazılmış, mükemmel bir kitap olup, Toker Yayınlarınca yayınlanmış ve 4. baskısını gerçekleştirmişti. Eser öteki kitaplar gibi Milli Eğitim Talim Terbiye Kurulunca tüm okullara tavsiye edilmişti.


Karacaoğlan kitabı üzerine biz fazla bir yorum getirmeden, hattâ hiçbir yorum katmadan eserin başlangıç bölümünden bir kısmını buraya alarak, eserle okuyucuyu doğrudan, doğruya karşılaştırmayı düşündük.
Eser, sahasında çok büyük bir çalışmadır. Kaynak kitaptır. Tamamı 191 sayfadan meydana gelen eseri biz de tüm okuyucularımıza tavsiye ediyor ve eserden bölümlerle sizleri başbaşa bırakıyoruz. Bu sadece kısa bir bölüm olup, asıl kaynak Tahir Kutsi’nin eserindedir.
İşte Bölümler,
“Türk Halk edebiyatının önde gelen isimlerinden Karacaoğlan, XVII. Yüzyıl halk ozanlarımızdandır. Eserlerinden 1606 yılında doğduğu sanılmaktadır. Karacaoğlan’ın nerede doğduğu ve öldüğü belli değildir. Toroslar’da ve Çukurova’da yaşadığı, Anadolu’yu ve o sırada Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Suriye, İran ve Rumeli’ni gezdiği bilinmektedir. Ünü Anadolu’ya ve Rumeli’ye yayılan Karacaoğlan, kendisinden daha önce yaşayan Köroğlu, Aşık Kerem, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal gibi ozanlar 17. yüzyılın başında yaşayan Öksüz Dede, Kuloğlan, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mustafa’nın etkisinde yetişmiştir. Daha sonra kişilik kazanan Karacaoğlan kendisinden sonra gelen halk ozanlarını, Aşık Ömer, Gevheri, Emrah, Zihni, Dertli ve Dadaloğlu’nu etkilemiştir. Ayrıca Karacaoğlan halk ozanlarını da aşarak “milli edebiyat” akımını yürüten Rıza Tevfik Bölükbaşı, Faruk Nafız Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon ile Cumhuriyet devri şairlerinden Necip Fazıl Kısakürek, Behçet Kemal Çağlar, Cahit Külebi ile öteki bir çok sanatçıyı etkisi altına almıştır. Karacaoğlan, halk şiiri geleneğine bütünüyle uymuş, hece vezni dışında ölçü kullanmamış halkın konuştuğu dil ile yazıp söylemiştir. Okur yazar olduğu anlaşılan Karacaoğlan medrese ve tekke şairleri gibi yazmaya da özenmemiş, özellikle tabiat ve aşk konularını işlemiştir. Koşma, türkü, semai, destan yazan Karacaoğlan 6+5 duraklı 11’lik,, 4+4’duraklı 8’lik hece veznini kullanmıştır. Çeşitli cönklerden ve halk ağzından Karacaoğlanın şimdiye kadar 507 eseri derlenmiş ve yayınlanmıştır.
Yüzyıllardanberi Anadolu’ya dalga dalga yayılan bir ses var. Dillerden düşmeyen türkü, gözlerde şavkıyan ışık, gönüllerde kabaran heyecan : Karacaoğlan !.
Dağlarda uğultu, ovalardaki sarı başaklarda ve ak çiçek açan Çukurova pamuğunda bereket Karacaoğlan !
Halk yaşadıkça yaşayacak olan Türk Halk Şiiri anılınca ilk akla gelen isimlerden; Türk Halk şiirine hareket Karacaoğlan !..
Yaylalar onunla engin, tarlalar onunla zengin, obalar onunla zengin : Karacaoğlan !
Karacakız’ın yavuklusu, Elif’in tutkulusu, “görülmeye, görülmeye daha güzelleşen” nice güzellere vurgun; yetmiş üç yıl gönlünün güzelini aramaktan yorgun, Karacaoğlan ! Genç kızların kalbinde titreşim, âşıkların saz tellerinde ibrişim, delikanlıların yüreğinde cesaret : Karacaoğlan !
Cönklerdeki şiirleri elden ele, türküleri dilden dile dolaşan, ilden ile ulaşan Karacaoğlan !..
Nerede Karacaoğlan ? Nerede ve kaç yılında doğmuş, nereleri gezmiş, neler yapmış? Bir büyük bilinmezlik bunlar !.. Bir büyük soru, soruların ardından gelen deyişler... Tarih olaylarını günü gününe kaleme alan “müverrihler” gibi halk şiirinin durumunu, halk ozanının ne yaptığını yazan, defterini kütüğünü tutanlar çıkmamış. Karacaoğlan’ı en iyi kendisi anlatacak. Nerede doğup büyüdüğü, nerede öldüğü kesin olarak bilinmese de bilinen bir kesin gerçek var. Karacaoğlan, katıksız bir Türkmen ! Orta Asya’dan Anadolu’ya gelirken soyu gittikçe büyüyen, atalarıyla ve geçmişiyle övünen bir Türkmen :

“Kozan dağında neslimiz
Arı Türkmen’dir aslımız
Farsak’tır durak yerimiz
Gurbet ilde yâr eğler bizi…”

Yüzyıllar boyu Türk Milleti, kendinden olana, kendi duygu ve düşüncelerini dile getirene sahip çıkmıştır. Halkın diliyle, halkı halka veren halk ozanları, kalemsiz, deftersiz yüzyıllar öncesinden günümüze kadar halkın belleğinde (hafıza) yaşayarak gelmiştir. Babadan oğulla, beşikten mezara kadar halk ozanlarının deyiş, koşması, varsağısı, destanı, yaşayagelmiştir. Ve halk, kendi diliyle kendini söyleyen hak ozanını kendine en yakın bilmiştir. En yakınına büyük değer vermiş, kendi kabristanında “mezar” hazırlamış, halk ozanını gönlündeki ölümsüz halkasına eklemiştir. Türkmen kocası büyük halk ozanı Yunus Emre gibi Karacaoğlan’ın sevgisi de gönüllerdeki yerden ayrı olarak ona çeşitli il ve ilçelerde ve köylerde yer ayırmıştır.
Kozan Dağı, Adana’nın Kozan ilçesindedir. Binboğaların devamıdır. Kozan’lılar “Karacaoğlan bizim” diyecektir.
Feke ilçesinin Gökçe köylerinden ses gelecektir.
-“Karacağlan bizimdir.”
Kozanoğlu beylerinden birinin Karacaoğlan’ı “öldürme” niyeti üzerine Van’a kaçmıştı Karacaoğlan.. Van’lılar söylenecektir.
-“Karacaoğlan hemşehrimizdir.”
Karacaoğlan ölmemiştir. Tarsus’taki Ashab-ı Kehf mağarasına girmiş ve bir daha görünmemiştir. Tarsus’taki vatandaş iddia edecektir.
-“Karacaoğlan bizdendir.”
Türk halk şiiri üzerinde, özellikle Karacaoğlan üzerin inceleme yapmış olan bilgin W.Radlof, Kırım’da duyduğu “Karacaoğlan (İsmayıl) ile Esmahan” menkıbesine dayanarak iddia edecektir :
-“Karacaoğlan Belgrat’lıdır.”
Karacaoğlan “Arı Türmendir aslımız” dedikten sonra durak yerine de söyleyiveriyor; Farsak’tır durak yerimiz… Ve bu yüzden de Adana’nın Bahçe ilçesinden bir ses gelecektir:
-“Karacaoğlan bizimdir…”
Bahçe ilçesinin Farsak köyünde Sailoğulları sülâlesi yaşamaktadır. Karacaoğlan, kendisi Sailoğulları’ndan saymıştır :

“Karacaoğlan der, ciğerim dağlı
Yeri belli, derler Sailoğlu
Divane gönül dilbere bağlı
Gam ve kasavete aldırma beni”

Bahçe’nin Farsak köyü gibi Barak Baba’nın adını alan Barak Türkmenleri de Karacaoğlan için aynı sözü söylemektedir :
-“Bizimdir…”
Karacaoğlan açıktan, açığa “şuralıyım” deyip kestirmiyor. Esasen böyle demesi imkânı da yok. Karaaoğlan’ın yaşadığı sıralarda, Türkmenler genellikle göçebe hayatı sürüyorlar. Yazın yaylalarda, kışın “kışlak”larda yaşıyorlar. Karacaoğlan, ”Yaylamız Bulgar dağıdır” diyor. “Binboğadır benim ilim” diyor. Toros dağlarının eteklerinde yaylayan Türkmen oymaklarını dolaşıyor Karacaoğlan, saz çalıp türkülerini söylüyor, güzel görüp, göç eden güzelleri görüp vuruluyor.

“Kırıkhan’dan yüklediler göçünü
Mor sümbülle donattılar saçını
Elâ gözlüm ayrı çekmiş göçünü
Bizim elden bir tomurcuk gül gitti..”

Bir bakılıyor Erzurum’da Karacaoğlan, bir ara Mardin’de görülüyor. Şam’da Mısır’da, Aydın, Tokat, Ankara, Konya, Diyarbakır’da gönül eğlendiriyor Karacaoğlan.

“Adı sanı bilinmedik ellere
Gitmeyince gönül yârdan ayrılmaz”

Diyerek adı sanı bilinmedik ülkelere, Avrupa illerine uzanıyor. Bir yâr için diyar diyar dolaşıyor. Demir çarık, demir asa bütün Anadolu’yu geziyor. Kâh gözüyle illerde “alâ gözlü”sünü arıyor.

“Çıktım seyreyledim Niğde’yi Bor’u
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola
Güzeller durağı Tokat, Engürü
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Hey geri de deli gönül hey geri
Adana,İlbeyi, Göksun, Tekir’i
Otuz iki sancak, Diyarbekir’i
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Hesiri de deli gönül hesiri
Deryada dönüyor kıral yesiri
Halep, Trablus koca Mısır’ı
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Yeşil ördek yayılıyor çimende
Mehdi günü doğar ahir zamanda
Kürtte,Hindistan’da, Çin’de, Yemen’de
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Yeşil ördek sulanıyor gölekte
Altın küpe şavk veriyor kulakta
Cennet-i âla’da, huri melekte
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Mecliste içerler demi kanyadan
Güzel seven murad alır dünyadan
Kayseri’den, Karaman’dan, Konya’dan
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola

Mardin’den de Karacaoğlan Mardin’den
Çeken bilir ayrılığın derdinden
Koçhisar’dan, Hasandağı’n ardından
Acap gezsem ala gözlüm var m’ola ?”

Engürü Ankara’nın eski adı; İlbeyi, Kilis’in bir bucağı, Göksun Maraş’ın ilçesi, Tekirköy İçel’de bir köy… Karacaoğlan’ın gezip dolaştığı yerler, iller, ilçeler, köyler…. Trablus, Mısır, Yemen, Osmanlı İmparatorluğunun geniş sınırı içinde “otuz ki sancak” tan bazıları.

“Acem illerinden misafir geldim
Yol bilmenem Sunam, nerden gideyim
Şöyle bir yavrunun semtin uğradım
Dilber kerem eyle, konuk al beni…”

Aradığı Türkmen güzeli, rastladığı güzeller Türkmen oymakları içinde,

“Afşar beylerinde gördüm bir güzel
Kozan arasında çeker göçünü
Kadir Mevlâm öğmüş kendi yaratmış
Sırma ile karıştırmış saçını…”

Aşık, ayağı ve dili çevik erek demişlerdir. Karacaoğlan gezip tozmayı yiğitlikten bellemiştir. Ardına alarak azık torbasıyla sazını, binerek arap atına o yayladan bu yaylaya, dağlara birbirine kavuşturmuştur.

“Kalk gidelim Balkaman’dan yukarı
Oturup durana devlet yaramaz
Yiğidin bir başı gezginci gerek
Yiğit gezmeyince adam olamaz…”

Amik ovasına uzanmıştır. Payas’a varmıştır :

“Nideyim dünyada malı
Boyunca giyinmiş alı
Payas’ın da portakalı…”

“Sevsem öldürürler, sevmesem öldüm…” demiştir. Karacaoğlan, “Güzel sevmek koç yiğide ar değil” demiştir. Güzel sevmek için, aradığı, kaybettiği, elinden kaçırdığı güzeli, aramak için dağlara çıkmış, ovalara inmiş dağlara seslenmiştir.

“Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Şubat ayı kış yelini kovarken
Cennet demek sana yakışır dağlar…

Ağacınız yapraklarla donanır
Taşlarınız bir birliğe inanır
Her çiçekler bağrınızda gönenir
Pınarınız çağlar, yakışır dağlar…”

Karacaoğlan, gezdiği yerlerde tabiatın çeşitli güzellerine, yurt köşelerine “güzellemeler” söylemiştir. Anadolu’nun özellikle Çukurova bölgesi, Torosların eteklerini gezerken, daha önce övdüğü dağların “bela”sını görmüş, kahra uğramıştır. Dağlar yâr alıp gitmiştir. Dağlar, boranıyla, soğuğu ile nice genç gelinleri, yiğit delikanlıları dondurmuştur. Nice sürüleri oralarda kurt kapmıştır. “Bize mesken oldu yaylalar, dağlar” diyen Karacaoğlan zaman gelmiş, sevincinin, öfkeli halinin her türlü durumunun arkadaşı “saz”ına sarılmış, iç acısını mısralara dökmüştür.

“Yüce dağlar ne kararıp pusarsın
Aştı derler nazlı yari başından
Oturmuş derdime dert mi katarsın
Alem sele gitti gözüm yaşından

Balta değsin ormanların kurusun
Gazal olsun yaprakların çürüsün
Top top olsun geyiklerin yürüsün
Avcıların avın alsın peşinden

Sarp kayalarını taşçılar delsin
Tomurcuk güllerin yadeller alsın
Yarin emaneti var senin olsun
Sakla dağlar boranından, kışından

Fenasın da Karacaoğlan fenasın
Od düşe de döne döne yanasın
Yüce dağlar sen de bana dönesin
Ayrılasın yâreninden eşinden…”

Karacaoğlan’ın yarinden ayrıldığının, dağlara, tepelere kızgınlığının, kırgınlığının işareti Mut ilçesindedir. Yüzyıllardanberi halkın gönlünü dolduran Karacaoğlan, Mut ilçesinin Sarıkavak bucağına bağlı Çukurköyde yatmaktadır. Çukurköyün sırtındaki Karacaoğlan tepesinde. Tepede yüzyıllar öncesinden sürüp gelen bir uğultu vardır. Türküye benzer, acı bir iniltiye benzer, bazen dinleyeni rahata erdiren bir türküye benzer uğultu. Bir rüzgâr. Bir sonu gelmeyecek gibi esen rüzgâr. Ve rüzgârın doğrultusu, Karacaoğlan Tepesinden bir başka tepeyedir. Karacakız tepesine:..
Karacaoğlan Tepesinde, halk düşüncesinin saygıyla yer verdiği Karacaoğlan yatmaktadır. Karşıki tepede, Karacakız tepesinde de Karacaoğlan’ın “gönül yavuklusu” Karacakız yatmaktadır. Bir beyin kızıdır Karacakız… İsmi ya Eliftir ya da Fadime ya Hörü... Karacaoğlan, yayla yayla dolaşan bir eli sazlı aşık! İşi, güçü, tarlası sürüsü yok. Gönlü saz çalmada, düşüncesi söz bulmada… Karacakız’ın babası oymak beyi, Karacaoğlan’a sevdiğini vermemiştir.

“Zengin zengine
Herkes dengine”

denilerek evlendirilen Karacakız’a kavuşamamıştır Karacaoğlan… Ve karşılıklı iki tepedeki mezarları dünyada iken buluşamadıklarının, bir birlerine kavuşamadıklarının ifadesi olarak durmaktadır.
Şimdiler Mut’un Sarıkavak bucağına bağlı Çukurköy’ün adı Karacaoğlan köyü olmuştur. Halk düşüncesinin mezar olarak yer verdiği Karacaoğlan Tepesinde Karacaoğlan her haziran ayında anılmaktadır. Haziran göçün yaylaya vurduğu aydır. Yârdan ayrılınca bilinmez hallere düşen dillerden dillere dolaşan,

“Hey ağalar böyle m’olur
Hali yârdan ayrılanın
İner ummana dökülür
Seli yardan ayrılanın!”

mısralarıyla Karacaoğlan haziran ayının ortasında burada anılır. Silifke’nin, Mut’un, Gülnar’ın dilindeki Karacaoğlan, Karacakız efsanesi anlatılır, ortaya Karacaoğlan’dan edilen sözler atılır…
Atadan evlâda, kulaktan kulağa anlatılmıştır bu hikâye. Bu tepelerde Karacaoğlan, Rıdvanoğlu Hasan ile Karacakız’ın yattığı kuşaktan kuşağa anlatılmış, bugüne kadar gelmiştir. Mut’un Çukurköyü’ndeki yüz evde oturan beşyüz kişi daha bir gür ve kesin sesle konuşmaktadır :

-“Karacaoğlan bizimdir. Karacaoğlan Mut’un Çukurköy’ündendir…”.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

İletişim | Yenisiir.net | En Üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi