|
Tahir Kutsi Makal (TÜRK HALK EDEBİYATINDA GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)
|
|
09-04-2011, 03:43 AM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Tahir Kutsi Makal (TÜRK HALK EDEBİYATINDA GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)
Tahir Kutsi Makal (TÜRK HALK EDEBİYATINDA GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)
TÜRK HALK EDEBİYATINDA GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK Tahir KUTSİ MAKAL ************************* Üstad Tahir Kutsi’ nin, 1975 yılında İstanbul’ da yapılan 1. Uluslararası Folklor Kongresi’ nde sunduğu bildiri. Gerçeküstücülük – üst gerçekçilik- (sürrealizm) Fransiz edebiyatında yirminci yüzyılın ortalarında başlayıp gelişmiştir. Çeşitli edebi okullardan, klâsizm, romantizm, realizm, empresyonizm, kübizm, füturizm, dadaizm okullarından geçerek sürekli arayış içinde olan kimi Fransız yazar ve şairleri 1924’de Andre Breton’un bildirisiyle “gerçeküstücülük”ü benimsemişlerdir. Freud’un görüşlerine dayanılarak açılan ve bilinçaltı gerçeğini rüyada olduğu gibi, parçalar birbirini tutmaz biçimde anlatmaya çalışan bir sanat çığırı (1) olan sürrealizm’i, kurucusu Andre Breton şöyle tarif etmektedir. “Sürrealizm, gerek söz, gerek yazı, gerek başka biçim ile düşüncenin gerçek çalışmasını anlatan saf, ruhi bir otomatizmadır. Ve Andre Breton’un deyişiyle gerçeküstücülük “mantıkçı aklın davulunu patlatıp yırtığından bakmak”tır Gerçeküstücüler akıl ve mantığa olduğu kadar töre, gelenek ve göreneğe, ahlâka da zıt gitmişlerdir. Çünkü (Fred’cü bir gözle) bunlar “gerçek kişiliğimizin, içtenlikle, bütün kimliğiyle maskesiz olarak ortaya çıkmasını önleyen baskılardır.” (2) Gerçeküstücülerin işi, şiirde bilinci değil bilinçaltını konuşturmaktır. Gerçeküstücülükte gerçek değil düş üstün kılınmıştır. İnsan gövdesinden bir bacağın ucunda bir kolun ve kolun ekleme bitişik elinde kafanın varlığını “sürrealizim” de yadırganamaz. Güneş’i kendi yiyiverir gerçeküstücülükte.. Taşlar, balıklar gibi birbirini yiyip bitirir. En “olmaz”lar, akla, mantığa sığmayacaklar “normal” kabul edilir. Gerçeküstücüler, düşlerini yansıtabilmek için mizah unsurundan önemle, özenle çok faydalanmışlardır. Çünkü “onlara göre mizah, eşyanın, kelimelerin, görüntülerin normal yapı ilgilerini bozar” (3) Fransız edebiyatında gerçeküstü akımı ürünlerinden örnekler şöyledir. ÇÖL Üzerinden Şemsiye ile geçinen çöl… Toprağın koku veren ırıltısı… Bir adam, Elindeki fındığı kırarak yürüyor Ve yelpaze gibi Zaman, zaman kendi içine kapanıyor Kurtlu elmalar, Hazer Denizinde aksi sedası Zümrüt tozlarını muhafaza ediyor, Adamın elleri, Salyangozun boynuzları gibi Kıvranıyor, kıvranıyor… Ve ellerini Birbirine çarpıyor Yolda kaldırımların Sesini duyuyor… Taşlar, balıklar gibi Birbirini yiyor Ve öldüğünden beri Ne olduğunu anlamaya çalışıyor A.Breton Breton’un, insanın öldükten sonra kendini anlamaya çalıştığını, ölünün kaldırımların sesini duyduğunu, taşların birbirini yediğini anlattığı bu şiirinden sonra “şaşırtıcı” özelliği belirleyen birkaç örnek, “Brose Selavy’nin uykusunda, vardı bir cüce Çıkar kuyudan, ekmeğini yerdi her gece” Robert Desnos “Köprünün üstünde kedi başı bir çığ sallanıp duruyordu” Andre Breton “Tutuşmuş ormanda Arslanlar buz gibiydi” Roger Vitrac Pauf Eluard’ın, Luis Aragon’da gerçeküstü okuluna bağlı eserler vermişlerdir. Phillippe Soupault’tan türküler başlıklı şiiri şudur: “ONUNCU TÜRKÜ Yeryüzü pasta olsaydı Denizler siyah mürekkep Ve bütün ağaçlar lamba direği İçecek ne kalırdı bize? ” “ONİKİNCİ TÜRKÜ Çalgıcı Charles ile kızkardeşi Trottinette Ormana giderler, ormana giderler Bilmezler nereye giderler Bir fil güneş yutmak ister Irmak da çiçek koparmak için akıp giderken Trotteinette ile kardeşi çalgıcı Charles Nereye giderler, nereye giderler Bilen yok bunu, olmayacak bilen de…” Gerçeküstücülük, Türk Halk Edebiyatında yüzyıllar öncesinde yer almıştır. Yeni Türk Edebiyatının “sürrealizm’i” Fransa’dan almış olmasına karşılık halkımızın, “gerçeküstücülük”ten faydalanma durumu halk edebiyatımızda çok görülmüştür. Halk hikâyelerinde bunun bir çok örnekleri vardır. Âşık dağlara, ovalara, turnalara seslenmiştir., karşılık almıştır. Çöller, göller, ırmaklar, ağaçlar, aklın ve mantığın almayacağı şekilde dile gelmiştir. “Kerem ile Aslı,” “Tahir ile Zühre., ”Aşık Garip”, “Leyla ile Mecnun” gibi halk hikâyelerinde bunun örnekleri pek çoktur. Kerem’in Aslı’ya kavuşmasından sonra Aslı’nın elbiselerinin düğmelerinin çözülmemesi, üstten çözülürken alttan kapanması bölümü de halk düşüncesinin “gerçeküstü” anlatımıdır. “Gerçeküstü okul”unun benimseyip hayranlıkla güldestesine alacağı yüzlerce “mani”miz de vardır. Ay’a ayak basılmadan, Ay’a çıkışı, insanın testi içine su gibi doluşunu, soluğun alev kesilmesini, kar ve buz üstüne arpa ekilmesini, hacca gidişin bir değişik biçimini anlatan mani örneklerinden kimileri şunlardır: “Aya çıktım bakarım Altın yüzük takarım Sencileyin kızları Kendime eş yaparım …………. Akan sular olaydım Kız testine dolaydım Gümüşten kollarına Bir bilezik olaydım …………. Âşıkları sınarsın Bâdeleri sunarsın Ahım alev kesilmiş Çok yaklaşma yanarsın …………. Ay gider üçe gider Kervanlar gece gider Çift memenin üstünden Doğru yol hacca gider“ (4) Masallardaki gerçeküstü anlatım ve değerlendirme yanında halk, Fransa’daki “edebiyat okulu”ndan habersiz kendi anlatım biçimini kendisi bulmuş ve uygulamıştır. Bir halk türküsünde şöyle denilmektedir. “Manda yuva yapmış söğüt dalına Yavrusunu sinek kapmış gördün mü? Amanın yandım Bedava mı sandın Para verip aldım Sabah erken çifte giderken Öküzüm torbadan düştü gördün mü? Amanın yandım Tiridine bandım Bedava mı sandın Para verdim aldım” Mandanın, söğüdün dalına yuva yapması düşünülemez. Bir sineğin, malak denilen manda yavrusunu da kaçırması imkânsızdır. Halk, bir durumu gerçeküstü anlatımla vermiştir. Mandanın söğüdün gölgesine yattığı yavrusunun da güneşlikte gezerken kuyruğunun altına sineğin girdiğini, sinekten kurtulmak için de malak’ın koştuğunu, uzaklara gittiğini halk gerçeküstü bir anlatımla vermişir. İkinci bölümde yer alan “öküzün torbadan düşmesi” olayı da gerçek dışıdır. Öküz torbaya girmez ki düşmüş olsun! Halk, öküzün çift sürerken açlıktan, gece boynuna yem torbası bağlanmadığı için açlıktan yere yattığını gerçeküstü bir anlatımla vermiştir. Anonim halk edebiyatı ürünlerinde olduğu gibi yazarı ve söyleyeni belli eserlerde de gerçeküstücülük olduğu görülmektedir. Âşık Sümmani’nin bir dörtlüğü şöyledir: “Sümmani’yem Yarab, gönlüm hoş eyle Ya sabır ver ya bağrımı taş eyle Ya bir çift kanat ver, ya bir kuş eyle Tez ulaşam, yâr bağrında talan var” Ozanlar, duygu ve düşüncelerini gerçeküstü anlatımla vermeyi düşünmüşlerdir. Buna Türk Halk Edebiyatında çok güzel örnekler vardır. Yunus Emre’ nin şu şiiri de bir “sürrealist” üründür: “Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü Bostan issi kakıdı, der ne yersin kozumu Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım Nedir deyip sorana bandım verdim özünü İplik verdim çulhaya, sarıp yumak etmemiş Becıt, becıt ısmarlar, gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın kırk kağnıya yüklettim Çifti dahi çekmedi, şöyle kaldı kazını Bir sinek kartalı salladı vurdu yere Yalan değil, gerçektir hem de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldı Şunu da basamadım göyündürdü özümü …………………. . Balık kavağa çıkmış zift turşusun yemeğe Leylek, koduk doğurmuş bak a şunun sözünü Yunus, bir söz söylemiş hiçbir söze benzemez Erenler meclisinde bürür mâna yüzünü...” Batı Edebiyatı hiçbir önemli eser vermemişken, Yunus Emre kendini de aşmış, kendisinden altıyüz yıl sonra gelecek bir edebiyat akımı türünde eserler vermiştir. Erik dalında üzüm yenmesi, kerpicin poyrazla kanatılması, serçe kanadının kırk kağnıya yüklenmesi, bir kartalın sinek tarafından sallanıp yere vurulması, balığın kavağa çıkması, akılın alacağı mantığın kabul edeceği durumlar değildir. Yunus’un bu eseri sürrealist biçimde yazılmıştır. Yunus’un bu eserini tasavvuf açısından Niyazi Mısri şerhetmiştir. (5) Yine ayrıca tasavvuf açısından değerlendirilen (6) bir başka eser de Kaygusuz Abdal’ın “Bir kaz aldım ben karıdan” dizesi ile başlayan şu şiiridir: Bir kaz aldım ben karıdan Boynu da uzun borudan Kırk abdal kanın kurutan Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Sekizimiz odun çeker Dokuzumuz ateş yakar Kaz kaldırmış başın bakar Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kaza verdik birçok akça Eti kemiğinden pekçe Ne kazan kaldı ne kepçe Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kaz değlmiş bu be azmış Kırk gün Kafdağı’nı gezmiş Kanadın kuyruğun düzmüş Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı selki Dişi koyun emmiş tilki Nuh nebiden kalmış belki Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı sarı Kemiği etinden iri Sağlık ile satma karı Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı ala Var yürü git güle güle Başımıza kalma bela Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Suyuna biz saldık bulgur Bulgur Allah deyü kalgur Be yarenler bu ne haldır Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kaygusuz Abdal nidelim Ahd ile vefa edelim Kaldırıp postu gidelim Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz” Daha bir çok ozandan alınacak örnekler yanında Karacaoğlan’ dan da bir dörtlük şöyledir: “Yer yüzünün damarları durulur Gökyüzünün yıldızları derilir Semanın arşına direk vurulur Dur bakalım canım, dağlar kalır mı? ” Görülüyor ki Türk Halk Edebiyatı’nda yüzyıllar öncesinden gerçeküstü anlatım vardır. Fransa’da bir büyük gösteriş ve bildiri ile sunulan gerçeküstücülük sessiz ve köklü Türk Halk Edebiyatı’nın yüzyıllar önce başlattığı ve hâlâ yaşayan ozanları tarafından sürdürülen bir akımdır… Kaygusuz Abdal’ın gerçeküstü anlatım taşıyan bir başka eseri de şudur, Cümle kaplumbağalar Kanatlanmış uçmağa Kertenkele derilmiş Kırım suyun geçmeğe Bir pire mud tuzu Yüklenmiş gider yola Geh at olup yorgalar Geh kuş olup uçmağa Bir karınca devenin Tepmış oyluğun ezmiş Bir budunu götürmüş Dönüp ister kaçmağa Çekirge buğday ekmiş Manisa’nın çayına Sivrisinek derilmiş Irgat olup biçmeğe Balıkçıl köprü yapmış O çayların birinde Yüklü, yüklü ördekler Gelir andan geçmeğe Ergene’nin köprüsü Susuzluktan kurumuş Edirne minaresi Eğilmiş su içmeğe Kaygusuz’un sözleri Hindistan’ın kozları Sen de bu yalan ile Gidem dersin uçmağa.” NOT: Kaygusuz Abdal’ın gerçeküstü söyleyişleri pek çoktur. Bu konuda Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in KAYGUSUZ ABDAL (Kültür Bakanlığı Yayını 1981) kitabına başvurulmalıdır. KAYNAKLAR: 1 S.K. Karalioğlu, Edebiyat Sözlüğü s.667 2. Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı C 1 s.361. 3. Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı C.1.s.363 4 M. Hasan Göksu, Manilerimiz s. 41,50,55,63 5 Yunus Emre, Toker Yayınları, s. 131-144 6 Ahmet Kabaklı, Tercüman, 21.10.1975 |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım



