YENİ EDEBİYAT AKIMI  
-Gülce Grubu
-Güllük/portal
-Yeni Şiir.net
-Yeni Şiir-Şiir Ekle
-Gülce-Forum
-Gülce Nazım Türleri
-İçindekiler
  • Öz Geçmişi
  • Antoloji.com'da
  • Güllük Dergisi.com'da
  • İletişim
  • G Ü L C E

    Yeni Edebiyat Akımı GÜLCE
    NAZIM TÜRÜ : BULUŞMA



    Ukde

    Hasan,,
    Ha da sen..
    Ülkemin güzel çocuğu

    Beraber büyüdük bu sokaklarda
    Kolkola gezerdik hatırlar mısın
    ÇayIrlar plajdi kızılırmakta
    Balıkdık, yüzerdik hatırlar mısın

    Fakirdik..
    Sokaklarımız çamurdu.
    Televizyonla tanışmamıştık henüz,

    Donardı camlarda geceki buhar
    Çigdemli nevruzlu gelirdi bahar
    Kolye niyetiyle alıcı zahar
    İpliğe dizerdik hatırIlar mısın

    Hasan,
    Seni hiç unutmadım..
    Ne güzel arkadaştık biz.
    Güvercinlere sevdalıydık
    İkimiz..

    Uçan güvercinler bize huzurdu
    Dağ,tepe mutluluk göze huzurdu,
    Kuşları seyretmek göze huzurdu,
    Çakılı nazardık hatırlar mısın

    Güvercin süzülür, biz süzülürdük
    Doruklara sıçrar idi sevgimiz..
    Dışımız nasılsa
    Oydu içimiz..

    Musluk,maşrabamız,leğenimiz bir
    Soframız aynıydı, öğünümüz bir
    Cenazemiz birdi, düğünümüz bir
    Halaya sızardık hatırlar mısın

    Kaynardı kanımız
    Davul zurnayla
    Çınlardı adeta tey teylerimiz
    Dost doluydu
    Dört yanımız

    Hem salıncak hem atlataç ipimiz
    Bir servetti sanki naylon topumuz
    Şölen türbünüydü sanki kapımız
    Oynardık,azardık hatırlar mısın

    Çember cevirdigimiz
    Yolları düşün..
    Uçurtmamız kavaklara takıldı
    Topacımızın vınlayışında
    Çocuklugumuz kaldı
    Güvercinlerimizi kediye kaptırdık..
    Yıl Bin dokuz yüz yetmiş altı…

    Ağır ağır iklimimiz değişti
    Sargın kollar birbiriyle boguştu
    Kocaman memleket sanki koğuştu
    Gölgeye kızardık hatırlar mısın

    O nasıl iklimdi
    Nasıl cendere
    Düşman olmuş idik
    Göz göre göre....

    Girdi aramıza ayaz duvarlar
    İnsanlık öldüren o yoz duvarlar
    Neler çekti bizden beyaz duvarlar
    Slogan yazardık hatırlar mısın

    Cücecik bilgiyle
    Fikir sahibi...
    Farkedemdik
    Boynumuzdaki ipi
    Konuşmayı, dialoğu bırak
    Hayvan adetince
    Koklaşamadık bile
    Kestik selamı sabahı..

    Köreldi kökünden sevgi kurnamız
    Hiddet üfülerdi ağız, burnumuz
    Türkülerden bile ağrır karnımız
    Çalana kızardık hatırlar mısın

    Bölündük
    İğneden ipliğe
    Sözde
    Halk için çalışıyorduk.
    Oysa düşman yapmazdı
    Yaptığımızı...

    Savaş alanıydı vatan velhasıl
    Almanyaya kactım ben usul usul
    Diyeceğim o ki gardaşim asıl
    Ayaklı mezardık hatırlar mısın

    Halbuki gardaş
    Derinimde seni seviyordum
    Seve seve
    Düşman görünüyordum.
    Bir bilsen içimi
    Kendi kendimi yiyordum
    Gene de aradaki barikatları aşamıyor
    Yanımdaki sana ulaşamıyordum

    Otuz yıl görmedi Sentezi seni
    Barikattan değil hayat nedeni
    Dağ eyledim içimdeki sevdanı
    Zaten hep hazırdık hatırlar mısın

    Ukde yırtar oldu
    İçimi gayri
    Ezdim ufaladım
    Suçumu gayri
    Şimdi duy
    Su gibi berrak
    Kar gibi ak
    Sevgilerim Hasan diye akacak..
    Seni sevdim hep sevdim
    Hep seveceğim
    Gayrı aramıza hiç bir güç
    Barikat sokamayacak
    İnmeyecek sevgi adına dikilmiş bayrak
    Yeşerecek bu toprak.....

    Ozan SENTEZİ




    ŞİİR İÇİN GÖRÜŞ-KANAAT VE MESAJLAR
    Kaynak:www.antoloji.com




    Kırk yaş veya daha yukarı yaşlarda olanlar bilmem bu şiirin içerik etkisinden kurtulup biçimine bakabilecekler mi?
    Sahi neydi o günler... Topaç çevirdiğimiz, aşık oynadığımız, uçurtma uçurduğumuz Hasan'la niye kavgalıydık. Kızılırmak'ın buzunu mu yoksa gökyüzünü mü bölüşemiyorduk.
    Ancak otuz yıl sonra anlayabiliyoruz nasıl aldatılıp nasıl kullanıldığımızı. (Halen/ günümüzde bu seviyede olmasa bile buna benzer sun'i kamplaşmaların ve çekişmelerin belirtileri var. O günleri yaşayanlar bari alet olmasınlar.) Sayın Sentezi, yeniden hissederek ve yaşayarak ne de güzel anlatmış. Bizleri ne hüzünlü bir yolculuğa çıkardı böyle.
    Bu şiirin bu kadar etkili ve akıcı olmasının birinci sebebi kalemin ustalığı ise diğer bir sebebi de aradaki serbest dizelerdir bence.
    Teşekkürler böyle bir yeniliği akıllara düşüren Sayın Mustafa Ceylan.
    Teşekkürler ve tebrikler usta kalem, coşkulu yürek Sayın Ozan Sentezi.

    Ekrem YALBUZ



    Üstad güzel bir şiir olmuş. Bu tarz şiirler zaten edebiyat tarihimizde vardı.
    Sanki Faruk Nafiz Çamlıbel'in 'Han Duvarları' nı hatırlattı bana.
    Her ne kadar o beyitler şeklinde ise de arasındaki fark sadece serbest olması gibi.
    Okurken o tadı aldım ben. Aynı zamanda bazı manilerimizde de bu şekil kullanılmıştır örneğin:
    'Merdiven indirdiler,
    Atlara bindirdiler,
    Kızım seni kahır eline gönderdiler,
    Ağlar silinir silinir ağlar.'

    'Manici basımısın
    Cevahir taşımısın
    Ayda bir mektup göndersem
    Koynunda taşırmısın'

    Serbest vezin denilince insanların aralarında hiç bağ olmayan ve birbirinden tamamen kopuk ve bütünlük arzetmeyen şiirlere verdiği isim akla geliyor.
    Ancak sizin vermiş olduğunuz bu eserdeki serbest mısralar dahi hece ve kafiye örgüsü ile hece veznini aratmayacak derecede iyi organize edilmiş.
    Kendi aralarındaki ahenk çok güzel oluşturulmuş ve serbest dizelerde bile göz ardı edilmeyecek derecede kafiye örgüsü kullanılmış ki zaten bence böyle de olması gerekiyor.
    Bu tarz güzel olmuş. Şiir hikayeleştirilmiş.
    Serbest vezin ile kendi arasında ahenk oluşturan dizeler şiirin hikayesini anlatıyor intibaı kazandırmış.
    Başarılı bir çalışma olarak gördüm. Usta keliminiz gerçekten harika bir eser vermiş. Yüreğinize sağlık selam ve saygı ile

    Seyit KILIÇ



    Önce içimdeki fırtına :
    *************************

    Ey kalıp ! Ey ki ey !.. Gördün işte, nasıl da betonlaşmış çerçeven paramparça oluyor duygularla. Seneler senesi, aklımın kelime sandığından çıkarıp nakış nakış şiir diye dizmeye çalıştığım duygularımı, anılarımı, fikir ve düşüncelerimi kendince kendine benzetiyordun. Kendi çerçeven içine hapsolan can kuşum, duygu yağmurum; çelikleşmiş duvarlarına vuruyor da seni aşamıyordu. Demek ki, büyük şiir, kalıpların kalın duvarlarını aşan şiirdir. Demek ki, büyük şair kemâlat fırınından çıkardığı mısralarla sana, yani, kalıba da şekil verirmiş.'Tılsım ustası, üstün marifetlerin sırrına müştak' demişti dualarımı gönderirken hasretiyle yanıp tutuştuğum Hocam. Diyordu ki: 'Şair ne yaptığının yanısıra, niçin ve nasıl yaptığının ilmine muhtaç ve üstün marifetinin sırrına müştak, bir tılsım ustasıdır.(*)' Sonra Eklemişti :'Şiirde başlıca iki büyük unsur vardır: His ve fikir... Şiir, düşüncenin duygulaşması, duygunun da düşünceleşmesi şeklinde, bu iki unsurdan herbirinin öbürünü kendi nefsine irca etmek isteyişindeki mesud med ve cezirden doğar.'
    Böyle demişti ustam, hamuru yoğuran dil..Değirmen taşlarının arasından geçip bizleri un misal eleyen o mükemmel yürek...'Şekil ve kalıp' birer araçtır. Aslolan öz'dür kabuk değil. Öz'ün gökleri dolduran söylemidir. Bunca şekil, bunca tarz, üslup, şema, tür...Ne derseniz deyin bunca çaba; hepsi hepsi öz'ün özüne yürüyüşümüzün öyküleridir, vasıtalarıdır. Asl'olan öz'deki hazine... Büyük şiir, özdeki zümrüt, inci pırlantadır ki, tüm vasıtaları gölgede bırakır. O öz'ü okurken kalıp, şekil, tarz; cümle araç ve gövdeler UNUTULUR gider, göremezsiniz bile... Işık geldiğinde karanlığın yok oluşu neyse, büyük şiir geldiğinde kalıbın, şeklin yok oluşu da odur işte.
    GÜLCE EDEBİYAT AKIMI diye isim verdiğimiz YENİ NEFES ALANLARI ortaya koyan hareketimizde, yeni nazım türlerimizde ve bıkmadan süren çabalarımızdaki arayış, herşey, hepsi 'büyük ve kalıcı şiiri, o öz'ün özünü yakalamak' içindir. Başka hiç bir şey değil..
    Kalıplaşmış, yeniliğe hiç açık olmayan, her gün aynı pençereden aynı caddeye kendini ve dilini tekrar ede ede bakan göz; sen ağla, yan, üzül... Biz, o baktığımız pençereyi ve o baktığımız sokağı da sevdik; anılarımız, dizelerimiz var. Asla o pençereden seyrettiğimiz sokak'ı inkâr etmiyoruz. Suç o anılarımızla ıslanan sokakta değil ki. Suç, arayıştan mahrum benim-bizim gözlerimizdeydi... 'Kör göremiyorsa, suç güneşin mi?' Ne şehrin, ne caddenin ve ne o caddede-yollarda yol arayan insanlardaydı kabahat. Kusur-suç hep bende, benim göremeyen gözlerimdeydi. Sadece 7 renk, bir ufuk çizgisi ve altında kocaman bir dağ. Göze emir veren akıl kontağım çalışmıyordu ki, gözüm ufukları aşıp, yollar içinde yol bulup gül vuslatını yaşasaydım. Bir' de sonsuzu, yedi renkte milyar rengi kudret boyasıyla renklerin, atomların, hava zerreciklerinin boyanışını anlayabilseydim, farkına varabilseydim, şiirimin bütün bu arayıştan gülümseyeceğini...

    ******************************************************
    Sonra,'Ülkemin güzel çocuğu Hasan ve Ukde'
    ******************************************************
    Ata yurdunda kalmıştı bahçem, evim, ocağım. Taş ve beton bir şehrin, soğuk, şekilsiz, asık surat mimarlarının, kendi ruhsuz köklerine uygun çizgilerle diktiği gökdelenin tepesine yakın bir katında oturuyordum. Yeşili ve klorofili unutmuştum. Gül ve portakal çiçekleri çok uzağımdaydı. Kokularını duyamıyordum. Ruhuma sanalın ve medyanın gayr-ı millî havası pompalanır olmuştu. Oysa Atayurdundaki bahçemde kiraz, zerdali, dut, armut, ceviz vs.. çok çeşitli ağaçların ışıltılı türküsü vardı. Ayaklarıma değen toprağın içime düşürdüğü cemrelerle enerji motorlarım doluyordu. Bahçeme uzak değildi Kızılırmak. Ve o ırmağa koşan bir kaç çay ve dere. Hafta sonlarında, can arkadaşlarımla ırmak kenarında BULUŞMA'larımızın verdiği hazzı şimdi nasıl, nasıl aramam... Oturup ağla ey göz! Sızla, yan ve üzül ey yürek!..
    Ozan Sentezi, BULUŞMA' da buluşturmuş bizleri be Hasan. Bak, gör; duy, işit.. Bu BULUŞMA' nın güzelliğinden şekil ve kalıp aklıma bile gelmiyor. 33 yıldır taşıdığım mühendislik diplomam iflâs etti de, çizdiğim şekil ve çizgiler, Ozan Sentezi'nin ifâde gücü karşısında kaybolup gittiler. Şimdi seni düşünüyorum Hasan. 'Ezildim, ufalandım be Hasan...Seni düşünmedeyim..Otuz yıl oldu seni görmeyeli.' Gel uzat elini Hasan, beni deli deli söyletme; oku-okuyalım bu koca yürekli ozanı. BULUŞMA' da buluşalım haydi !...
    ***************
    Son söz :
    Tebrikler, teşekkürler ve dualar gönderiyorum can kardeşime...
    ****************
    (*)KISAKÜREK, Necip Fazıl-Çile Kitabından...

    Mustafa CEYLAN



    Bir zamanlar sevgiyle, dostlukla, insanlıkla dolu kirletilmemiş yüreklerin öyküsü.. Bu öyküye muhatap olan iki kapı komşusu, iki can ciğer kuzu sarması çocuğun çocukluktan ergenliğe ve nihayet yetkinliğe giden yolda içi boş şablonlarla biribirine düşman edilişinin, yüreklerine onlarca çizik atılışının öyküsü... Her çocuk gibi... Her çocuğun yaşadığı çocukluk anılarında olduğu gibi yaşanan güzellikler...Yoksul ama erdemli...Bahar'ların, kışların, uçurtmaların derinliğindeki gizemi algılayabilen çocuk yüreğinin sımsıcacık özüyle yaşanan yoksul ama paylaşan, hem ağlayıp hem coşan çocukluk..Ağlatırken en safi duyguların tatlılığında gülümseten hayat..
    Güvercinlerin sadistçe vurulmadığı...Avuçlarda sevgiyle okşanıp beslendiği çocukluk...Özgürce uçuşan kuşların kaanatlarında yaşam hayallerinin kurulduğu...Gerçek anlamda dingin, sevecen yüreklerin yaşamı el yordamıyla öğrenmeye çalıştığı çocukluk...İçiyle dışının bir olduğu onurlu hayatların çocukluğu..Yediğiyle içtiğini..Acısıyla tatlısını paylaşan çocukluk... Varda da yokta da yanyana, gönül gönüle olan...Karanlığında, aydınlığında...Toy'unda, ağıtında bir olabilen çocukluk ; Bir gün geliyor ki,toza dumana bulanıyor...Dostça, sevgiyle sarılı kollar biribirinden -kendilerininde anlayamadığı , başka zamanların, başka kültürlerin başkaca söylemleriyle asla anlayamadıkları eylemlere dönüşen birer keskin kılıç oluyor...İçeriğini, dilini, dinini anlayamadığı söylemlerle bir an hayal dünyasının o keşfedilmemiş safi kıvrımlarında kendince yeni hayat ararlar, bulacakları sanrısıyla...Bilgilerin derinliksiz cüceliği bedenlerin gelişmiş körpeliğinde devleşiyor o an... Ve o bildik tuzaklar...İplerin görünmeyen ellerde olduğu, kardeşin kardeşe kalleşçe kırdırıldığı o günler..Kullanılan ve kullananlar..Kullanılanların al kanıyla beslenenlerin ortalığı kasıp kavurduğu yıllar..Genç...Gençlik..İdeoloji..Umut..Hayal, Düş ve Gelecek...Sahi mutluluk nerdeydi? Bunların hangisiyle kısa yoldan varılabilirdi hayal edilene...Hayal neydi, nasıldı? Öylesine temiz, saf yürekler ne bilsin hayalin gerçeğini yalanını...Ne bilsin kendi geleceğini,kendi hayalini kendi eliyle o gizli el' e , yukardan kukla oynatanlara teslim ettiğini... Ve bölünme başlar..Can alıcı kırılma noktası...Yiten umutlar, kararan hayatlar, sönen ocaklar, evlatsız analar- babalar..Anansız- babasız- yârsız evlatlar..Kayıp giden hayat, yitik yaşamlar...Olan bir kardeş kavgasından da öte; bir ülkenin, bir halkın, bütün değerleriyle varlık nedenine ihanet...Sağ duyu nerede..?Sağ duyunun arka cebe atıldığı hain yıllar..

    Yüreklerinde sevgi, yaşamlarında barış hakimken zoraki düşman postuna büründürülen kardeşler.. İçi yanarken dışı yakan kardeşler..Ezilirken ezen, düşmanı yanlış yerde, yanlış noktada gören ve vuran kardeşler...Yaptıklarının aslında hiç de özlerindeki asıl olanı yansıtmadığını anlayarak kendinden kaçan, utanç dolu kardeşler; birgün utandıkları yüzleriyle aynaya bakarak kendilerini, yaptıklarını ve özde muhafaza ettiklerini sorgularlar...Üstün çıkan ÖZ olur...Yani sevgi..Yani kardeşlik..Yani barış ve yaşama aşkı, hayat...İşte o noktada kırılanlar yeniden onarılmaya, yaralar sarılmaya, sevi gülleri yeniden ve daha bir emekle karılmaya başlanıyor... Bir zaman yanında ki uzağı göremezken uzaktaki yakını görür olan çocuk...Bedelini en ağır şekliyle ödediği gençliğine yanarak zararın neresinden dönse kâr bilen çocuk..Utancını hayatın anlamlı ama acı bir deneyimi sayarak kirlettiği yüreiğini özenle ve bir daha kirletilmesine fırsat vermeme istenciyle temizliyor; sevgisine, dostluğuna, yüreğine sarılarak yeniden...Dostarı, sevdikleri artık avuçları içinde sımsıkı tutunuyor, güvercinleriyle birlikte.. Ve bilginin, kendini aşmanın yine kendi emeği, kendi özü ve kendi iradesiyle olanaklı olacağının anlaşılır dinginliği içinde döker yüreğini dizelerine; Bu sefer hayat daha bir yaşanılır, daha anlamlanır gözünde...
    Değerli ozanım 'Ozan Sentezi', sözcüklerle ifademde yetersiz kaldığım - hele ki şu final dizeleriniz..! -

    Halbuki gardaş
    Derinimde seni seviyordum
    Seve seve
    Düşman görünüyordum.
    Bir bilsen içimi
    Kendi kendimi yiyordum
    Gene de aradaki barikatları aşamıyor
    Yanımdaki sana ulaşamıyordum

    Otuz yıl görmedi Sentezi seni
    Barikattan değil hayat nedeni
    Dağ eyledim içimdeki sevdanı
    Zaten hep hazırdık hatırlar mısın

    Ukde yırtar oldu
    İçimi gayri
    Ezdim ufaladım
    Suçumu gayri
    Şimdi duy
    Su gibi berrak
    Kar gibi ak
    Sevgilerim Hasan diye akacak..
    Seni sevdim hep sevdim
    Hep seveceğim
    Gayrı aramıza hiç bir güç
    Barikat sokamayacak
    İnmeyecek sevgi adına dikilmiş bayrak
    Yeşerecek bu toprak..... '
    '
    dizeleriniz karşısında saygıyla eğilip, yaşamdaki onurlu duruşunuza dayanak özünüzün yeni nesillerce de örnek alınmasını dilerim. Yeni Edebi Akım Gülce' mize böylesine derin, anlamlı, insancıl duygu ve düşüncelerin nakış gibi işlendiği şiirinizle..Yaşanmış bir hayatın edebi güzelliklerle yazıya aktarılmasından çok mutlandım, onur duydum şahsım ve grubumuz adına. Gerçeğin gül yapraklarında yeniden ve kalıcı bir şekilde hayat bulması..Bir dönemin iyi kötü yaşanmışlıklarıyla sorgulanması adına yazılan BULUŞMA türü şiirinizle yeni edebi akıma verdiğiniz destek ve ilgiye teşekkür ediyor, ' HOŞGELDİNİZ ' aramıza, Gülce' mize, diyorum..Başarılarınızın devamı dileklerimle dostça...

    RefikaDoğan


    Hecede yansıtılan güzelliklerin serbest vezine de sirayet ettiğini görebilmek ne güzel. Bu açıdan öncelikle kutlayarak Değerli Sentezi ağabeyimizi... 'Şekil ve kalıp' birer araçtır. Aslolan öz'dür kabuk değil. Öz'ün gökleri dolduran söylemidir. ' ..demiş Değerli Ceylan, güzel de söylemiş. Hiç şüphesiz bir geleneğin devamını sarsmadan ortaya farklılıklar koyabilmek, yeni bir akıma öncülük etmek ve ses getirmek her yüreğin sevdâsı ve harcı değildir. Fakat yenilikçi olabilmek kadar geleneklerimizden ve artık ayrılmaz birer parçamız hâline gelen klasik hece-aruz şiirlerimizden de tamamıyla kopmamak, her hâlukarda yazmaya devam etmek gerek diye düşünüyorum. teşekkür ve saygı ile

    Nuray ALPER


    -Ey Şair
    -Gerekçemiz
    -Gülce 100.Günde
    -Üçgen Masa ve Orhan Veli
    -Tercüme Odası
    -Neyzen Tevfik ve Aşk
    -Anlaşılır Olmak
    -Yahya kemal ve Gülce'de Aruz
    -Han Duvarları ve Ötesi
    -Gençosmanoğlu ile Röportaj
    -Çeviriye Dair