YENİ EDEBİYAT AKIMI  
-Gülce Grubu
-Güllük/portal
-Yeni Şiir.net
-Yeni Şiir-Şiir Ekle
-Gülce-Forum
-Gülce Nazım Türleri
-İçindekiler
  • Öz Geçmişi
  • Antoloji.com'da
  • Güllük Dergisi.com'da
  • Edebiyat Defteri'nde
  • İletişim
  • G Ü L C E

    Yeni Edebiyat Akımı GÜLCE
    NAZIM TÜRÜ: YİĞİTCE


    Yarın Bayram

    Çoluk çocuk açık çıplak,
    Doyur beyim yarın bayram!
    Felek binmiş omzumuza,
    Kayır beyim yarın bayram!

    Şart koymuştuk neler neler,
    Dert düşmüşse yürek meler.
    Sırt taşımaz yüküm ağır,
    Sıyır beyim yarın bayram!

    Kuşak oldu ter sineye,
    Başak esir yer süneye.
    Vaşak sırtlan eşiğimde,
    Uyur beyim yarın bayram!

    Bil eyledim mertçe sözüm,
    Dil eyledim yolda gözüm.
    Gel eyledim, bize zaman
    Ayır beyim yarın bayram!

    Karaladım duy halimi,
    Sıraladım ahvalimi.
    Araladım kapımızı,
    Buyur beyim yarın bayram!

    T op silaha sürülmeden,
    Kop, defterin dürülmeden.
    Kap, feleğe arzuhalim
    Duyur beyim yarın bayram!

    Der Vuslatî ahımızdan,
    Bir ses çıkmaz şahımızdan.
    Her günümüz düğün mü ki,
    Hayır beyim yarın bayram!

    24.09.2008
    Osman Öcal



    ŞİİR İÇİN GÖRÜŞ-KANAAT VE MESAJLAR
    Kaynak:www.antoloji.com


    Osman ÖCAL kardeşimin bu şiiri üzerine kaleme aldığım ve Antoloji com' da ki GÜLCE grubumuzda paylaştığım düşüncelerimi burada da paylaşmaktan mutluyum.

    Osman kardeşimin ve bütün dostların BAYRAMLARINI yürekten KUTLUYORUM .

    ****

    KADİR GECESİ SABAHINA DÜŞEN GÜL: 'Yarın Bayram'

    Yaş 56' dan dönüş yapmak üzere 57' ye.. Az kaldı biliyorum, son tangoya.... Varsın olsun. Ama, 43 yıldır peşinden koştuğum, saçlarının rüzgârında ekin ekin savrulduğum, dokunduğumda parmak uçlarına, teninin ateşinde kavrulduğum şiir sevdam; sevdamız için seneler feda olsun. Zamanın çabucak geçmesi canımı sıkıyor. Keşke 24 saat olmasaydı gün de, 30 veya 40 saat olsaydı. Uzasaydı biraz daha. uzasaydı da, sevdiğimin, şiir sevdamın mısralaşan göz bebeğinde daha bir çokça kalabilseydim. Yetmiyor zaman. Acımam o dur ki, boşa geçirdiğim, hay u huy ile uçup giden saatlere yanarım...

    Kandil geceleri içimin yokuşlarına yağar yağmurlar hep. Bademler çiçeğe durur ve yağmurun buseleriyle gülümser. Tarif edemediğim ince bir serinlik sarar yürek ocağımın közleşen bacasını. Hele kadir gecelerinde, hele kadir gecelerinde...

    Bu sene de böyle oldu. Bu geceyi de yaşarken, okuduğum şiirler, İskender Pala hocamızın radyoda seslendirdiğim iki cihan Sevgilisi Peygamber' imizi anlatan denemesi, zaman zaman boğazımda düğümler oluşturdu. Bir iç hesaplaşma sonrasında gözlerime hakim olamadığım oldu. Bu sene az-biraz farklıydı öteki kadir gecelerinden. Bana öyle geldi işte.

    Gecenin sabaha döndüğü, dağların derin bir iç çekişle üstünden karanlıkları sıyırdığı o kuşluk vakitlerinde, seher yelinin ince, narin dokunuşlarında doğar bendeki şiir. Bazen aylarca, haftalarca, günlerce sancısını çektiğim şiir sevgilim, sabahın ilk gün ışığına gülümseyiverir doğunca.

    Sancım vardı günlerdir, hem de GÜLCE-ARUZ üzerineydi. Gülce ARUZLA yatıyor, kalkıyor; Antalya caddelerinde Gülce aruzu kovalıyordum. Ekmeğim, aşım, suyum, havam Gülce aruz olup çıkmıştı. Senelerin sancısını bu ayda ruhumun en dibinden alıp en doruğuna çıkarmış; çareler içinde yakaladığım çareleri nakışlamanın heyecanıyla 'acaba'ları yaşıyordum. Asırların aruzu, devasa divan edebiyatımızın aruzu. Fuzuli'nin SU KASİDESİNDE, Yahya Kemal'in BÜTÜN ŞİİRLERİNDE, BAKİ'nin NEDİM'in gazellerinde nakış nakış işlediği aruz.

    Hani korkmuyor da değilim.
    Bazen grubumuzdaki sessizlik bile ürkütüyor, bazen, ses beklediğim can hocalarımın, can kardeşlerimin sesime ses vermemesi, beklemede kalmaları, beni sıkıntı ateşinin üstündeki kızgın saca da atmakta. Derdimi ancak size anlatabilirim. Başka kimseye açamam ki can evimi. Bir de YüceYARADAN'ım bilir.

    Yenileşme adına mazinin hafızasında kalmış ne kadar eser, kaynak varsa okumuş, okuyamadıklarıma da ulaşmak için çırpınmaktayım. Ancak, sesime ses geldikçe daha coşkulu, daha gayretli ve daha bir sevdalı olmaktayım. Ses alamadığım anlarda, kuyusunda Yusuflayın inlemekteyim derinden derine.

    Bir gün evvel geldi ışıklı muştu. Iğdır' dan, serhat boyundan, Yusuf Bozan' dan. TOKMAK şiiriyle müjdeyi alır almaz, acımsı ve ağdalaşmış hüzünleri atan parmaklarım bir başka ılıman enerjiyle uzandı bilgisayarın klavyesine. Dermansız ve kıskacında ağlayan karıncalar gibiydim. Sıyrıldım kafesimden gün ışığı girdi pençeremden ve açtı ufkunu saat kulesindeki akreple yelkovan...
    Sonra;
    Türk şiirimizde her türlü nazım türünü yürekten, candan samimi, dostca ve de tabii yiğitçe deneyen başarılı şairimiz Osman Öcal... Onun sayfasına daldım. İçime bayram sabahının sevinci iniyordu oluk oluk...'Ohhh! ...'dedim, 'şükür sana Rabb'im! ..'dedim. 'Şükür! ! ! ' Osman Öcal'ın sayfası yüreğimde tek bir sıkıntı bırakmadı, sildi süpürdü kara bulutları pençeremden.

    Bugün, evet bugün ise geceden şu saate akan zaman diliminde gözümü kırpmadım daha. Şeker vursa da başını başıma, etki edemedi bu gece. Kadir...İçinde Kur'an ve Hakk kelamı çağıldayan ırmak. Gökçe göl ve okyanusça iman ve aşk...

    ve Kadir gecesinin sabahında, Osman Öcal kardeşimden bir güzel şiir daha geldi ki, bayram müjdesi bin misli arttı 'Yarın Bayram' başlıklı YİĞİTÇE NAZIM ÖNERİMİZİN şahane bir örneğiydi bu.

    Can kardeşim Osman, bayramı bugün-bu saat getirdin bana.
    Sana teşekkürler, kaleminedir dualarım, susmasın ve hep güzele, mükemmele koşsun e mi?

    Mustafa CEYLAN


    -Ey Şair
    -Gerekçemiz
    -Gülce 100.Günde
    -Üçgen Masa ve Orhan Veli
    -Tercüme Odası
    -Neyzen Tevfik ve Aşk
    -Anlaşılır Olmak
    -Yahya kemal ve Gülce'de Aruz
    -Han Duvarları ve Ötesi
    -Gençosmanoğlu ile Röportaj
    -Çeviriye Dair