YENİ EDEBİYAT AKIMI  
-Gülce Grubu
-Güllük/portal
-Yeni Şiir.net
-Yeni Şiir-Şiir Ekle
-Gülce-Forum
-Gülce Nazım Türleri
-İçindekiler

*Öz Geçmişi
*Antoloji.com'da
*Güllük Dergisi.com'da
*İletişim :

G Ü L C E

Yeni Edebiyat Akımı GÜLCE
NAZIM TÜRÜ: GÜLCE


AŞK DENİLEN BİLMECE

Karanlık gece,
Yolcu gidermiş nice?
Sonsuz romanmış
Aşk denilen bir hece.
Varda yok olmak;
Baştan sona bilmece! ! !

Yıldızlar döner,
Ay güneşi kovalar.
Hasret yakar da
Köpük sahili yalar.
Taşlar aşınır
Büyür kara sevdalar.

Kelebek uçar,
Kuzu iner pınara.
Her bir sarmaşık
Dolanır bir çınara.
Derya ne yutar,
Neyi atar kenara?

Kara büyü mü,
Aşk denen neyin nesi?
Bedeli cansa
Nedir çeken herkesi?
Hem inler bülbül
Hem de ister kafesi! ! !

Ekrem Yalbuz

Sayın Mustafa Ceylan Hocamızın başlattığı 'YENİ NAZIM ÖNERİLERİ' çalışmalarını benimsiyor, katılıyor ve destekliyorum.

'Dağlara Söyledim' den sonra bu sefer 'Gülce' diye adlandırılan başka bir nazım önerisiyle huzurlarınıza çıkıyorum.

Gülce:

5+7+5+7+5+7 heceli dizelerden ve 6 lı bentlerden oluşuyor. Mısra sonlarının serbest veya uyaklı olması şairin tercihine bırakılıyor.

Farklı ve güzel bir armoni oluşturduğuna inanıyorum. Şaire, yeni bir pist açıyor ve soluk kazandırıyor. En azından kulvarı genişletiyor.

Bütün bu çalışmalar, yorumlarınız, eleştirileriniz ve katkılarınızla olgunlaşacak ve yaygınlaşacaktır.

Daha nice güzelliklere...

Ekrem YALBUZ

ŞİİR İÇİN GÖRÜŞ-KANAAT VE MESAJLAR
Kaynak:www.antoloji.com



Altın her kuyumcunun vitrininde vardır. Kuyumcuyu özel yapan şey altın üzerine işlemiş olduğu desenlerdir.
Desenleriniz çok güzel ve çok da özel...
Sevgilerimle.

Mehmet Nacar



Hem inler bülbül
Hem de özler kafesi

Değerli Ağabeyim, nasıl oldu ise gözümden kaçmış bu eseriniz. Affola....

Ayrılıklar olmasaydı aşklar bu kadar büyük yaşanmazdı diye düşünenlerdenim.

Ney'e sormuşlar : neden inliyorsun
- Beni bir şeker dudaklıdan ayırdılar ona inlerim demiş..
Hz. Mevlananın bu vecizesi çok hoşuma gider. Eğer o ayrılık olmasa idi ney sesi bizlere bu kadar büyüleyici gelir miydi?
Mecnun'u divane eden 'Aşk'; elem ve gamın semeresidir..
BEN LEYLA'MI BULDUM, ÇEKİL ARADAN LEYLA !
MUHTEREM ABİM; SİZLERİ OKUMAK BİZİM İÇİN LÜTUFTUR.
SAYGIMLA
DAİMA...

Sevim YAKICI



Değerli üstad

Şiirin gelişmesi ve edebî ağırlığının hissedilebilmesi, ufuklarını açmak adına yeni kuşakların önüne modeller konulması,miras bulduğumuz sermayeyi sadece tüketmek değil de ona ilaveler edilebilmek adına düşününülen ve yapılmaya çalışılan her çalışmayı önyargısısız desteklemek ve dikkatle incelemenin gerekli olduğuna inananlardanım.
Her ne kadar hangi çalışmanın ve akımın daha kalıcı olacağını zaman gösterecek olsa da bir şeyler yapmak hiçbir şey yapmamaktan daha faydalıdır kanaatimce.
Ciddiyetle bu işe sarılanlara katkı sağlayamasam bile en azından takip etmek ve desteklemek yolunda olacağımı ifade etmek isterim.
Zevâl; kaleminizden, mâlâyânî; kelâmınızdan, kibir ve vesvese; kalbinizden, vesvas; iç ve dış âleminizden ırak olsun inşallah..
Teşekkürlerimle..

Yusuf Ziya KARAHASANOĞLU





Sn. Yalbuz
ENFES bir şiir. Yeni akım gittikçe sarmaya başladı beni. Kutlarım başarı dileklerimle...

Kara büyü mü,
Aşk denen neyin nesi?
Bedeli cansa
Nedir çeken herkesi?
Hem inler bülbül
Hem de ister kafesi! ! !

Sağlık, huzur ve mutluluk hayatınızın ayrılmaz birer parçası olsun.
Sevgiler...

Âlimoğlu


Değerli ağabeyim;

Mustafa Ceylan hocamızın başlattığı ve sizce de kabul ve devam gören yeni nazım önerilerini biz de destekliyor, sayfalarınızdan beğeni-takdir hisleri ile takip ediyoruz.

Şiiri yazabilmek, şiirdeki duruş ve râyihayı çevreye yansıtabilmek büyük meziyetler gerektiriyorsa da güzel amaçlarla edebiyatımıza yenilikler kazandırmak ve bir akıma sözcülük etmek kadar bu duruşun kalem ve kelâm ile yanında olabilmekte örnek alınası bir cesaret ve güç göstergesidir.

Özgün bir şekilde göze ve kulağa hoşca hîtap eden 5+7’li bölümler sizce de uygun görülen “aşk” muhtevâsı” ile yazılmış. Sizce yazılmış ve tamamlanmış olan bu şiiri, küçükte olsa bir bölüm ile destekleyebilmek haddime düşmez düşüncesiyle ben de –bir rivâyete göre-hâtırıma gelen kıssayı paylaşmak isterim sizlerle;

Hocasının kızına âşık olan Fuzulî aşk derdiyle yanmış, cihâna model teşkil eden beyitler yazmıştır. Oğlunun bu hâline çok üzülen babası onu bu dertten uzaklaştırabilmek için kendisini Kâbe’ye yollamanın çözüm olacağını düşünerek oğlunu dua mâbedine göndermiştir.

Fuzulî, Kâbe’yi görür görmez ellerini açarak; “Yâ Rabbi! Aşk derdinden lahza ayırma beni”. Diyerek dua etmiş.

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni.
Az eyleme inayetini ehl-i dertten Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni ...

Saygı ve hürmet iki gönül ummanına...


Nuray ALPER




Şimdi bir kez daha gördük 'Gül' deki hikmeti, bereketi.
'Gül alır gül satarlar / Gülü gül ile tartarlar'
Sayın Öcal kardeşimiz, yeni bir nazım birimi olarak yazdığı bir şiirini daha kendi sayfasında yayımlamadan bizim sayfamızda yayımlıyor.
Benim için bu ne büyük bir mutluluktur.
Teşekkürler Sayın Öcal.

Ekrem YALBUZ


TAM PUANLA TEBRİKLER ÜSDAT. GÜLCE İLE İLGİLİ BİR KARALAMA DA BENİM VAR AMA PAYLAŞIMA AÇMADIM HENÜZ FAZLA YORUCU OLMUYAYIM DİYE.BİR DE ACABA OLDU MU ENDİŞESİ VAR YA.BELKİ DEĞİŞİKLİK GEREKEBİLİR DİYE BİRAZ OLGUNLAŞSIN İSTEDİM.DEVAMI DİLEKLERİMLE SELAM VE DUA.

GÜL (Gülce-Yeni bir Nazım Önerisi)

Gülüşlerini,
Bohçaladım sineme
Unutmak ne ki;
Yıldızlarda izledim,
Gelecek dedim
Kapalıydı gözlerin…

Sevişlerini,
Yakıt saydım aşkıma
Düştüm izine;
Yürüdüm gecelerde,
Sır hecelerde
Açılmadı gizlerin…

Gelişlerini,
İmdat ile bekledim
Düşmedi tokmak;
Varıp düşlere kızdım,
Bir şiir yazdım
Lalasıydı bizlerin…

23.09.2008
Osman Öcal
Güzel şiiriniz için de tebrikler. Her tür'ün en güzel örneklerini kaleminizden okuyoruz. Okumağa devam edeceğiz.

Osman ÖCAL



hocam finale dogru alamadım kendimi dizelerinizden, mest ettiniz bizleri tebrik ederim akıcı ve etkileyici bir şiir olmuş, Mustafa ceylan hocamızada saygılarımı iletirim edebiyatımıza yaptıgı katkılarından dolayı kaleminiz daim ilhamınız bol olsun


gurbetten sılaya

selam ve dua ile...

Ozan Şerafettin HANSU


Daha dört yorumda gönlüme anlatamayacağım bir sevinç ve sürur doldu.

Aşk ne yaman şeymiş. Sadece dilimizle bir “aşk” dedik, kalemler, gönüller ve diller aşka geldi.

Molla Cezirî diyor ki: “Aşktan helâkımı, necata (kurtuluşa) değişmem.” Biz de “aynen” diyoruz Molla Cezirî. (Rahmetullahi aleyh)

Dostların bakışları ile şu zayıf dizelerim Leylâ’ya dönüştü, Leylâ’nın libasını giyindi. Artık o dizeler; kara-kuru-zavallı-cılız değil. Yipelek otu da değil.

Onu Leylâ yapan, sizlerin Mecnunî bakışlarınız oldu.

Şu hali, GÜLCE deki “gül” ün güzelliğinin ve rayihasının yayılması olarak da yorumlayabiliriz. “Gül alır gül satarlar/ Gülü gül ile tartarlar”

Sık sık söylerim: Yorum şaire ilham vermeli.

Bundan sonra neyi / nasıl yazdığıma daha çok dikkat edeceğim. O gözlere gerçekten lâyık olmağa çalışacağım.

Şu an ki yaşadığım sadece mutluluktur. Bir kardeşimizin ifadesi ile “Kelâm aciz kaldı, sözü sükûta bıraktım”

Şükran kesira…

Ekrem YALBUZ



saygıdeğer sevgili hocam.yine .edebi sanat dalın örnek bir çalışma .anlamı anlayanlara ders .sanat yönü ise yeni bir mimarı yapı .yorumu haddimizi aşan bir konu bize düşen görev bu okula öğrenci olmak.Sevgili hocam bu güzel eserini haz alarak okudum puan az gelir ama yine usulen 10 üzerinden 100 puan ekleyerek gönülden kutlarım Rabbim o nur yüreğini aziz maharetli kalemini daim İhvani gönül haneni Allah dostlarıyla şen eylesin.
Saygı değer sevgili üstadım affına sığınarak şiire mukabil bir kaç cümle ifade edeceğim.
Şiir.İnsan hayatına renk katan bir imgedir,şiir hayatın mısralarla yaşanması ,ve gönüllerin anı defteridir ,
Bir şeyi olmaktan olmaya götüren bir güç olarakta kabul edilir .dünyada aklımından geçen hayallerin nağmesidir.
Şiir ruhun musikisi duyguların mücizesi zekanın eylencesi gibidir.
Bizi bulunduğumuz dünyadan alıp başka bir ruh alemine götürebilen yazı ,sesuyumu, vezin ,kafiye gibi zengin ve güzellik öğeleri ile süslenmiş hayaller taşıyan sanatlı sözlerdir.
Şiirin tarif etmek güçtür çünkü bellli bir mekanı ve ve sınırı yoktur.çünkü anlamı herkese göre değişmektedir,şiir dilin ve insanın özüdür ve hocamın örnek çalışmasında gördüğümüz gibi nazmin verdiği ritimden kelimeyi başka manada zenginleştiren o eserin kendine has özgü yapısını bozmadan yine otantikiğini korur ,şiiri şiir yapan tema asil kelimelerin anlamıdır .manayı dışa yansıtan etken ise o sanatın mimari yanı şairin kendisidir.
İyi şiirler yaza bilme ölçümüz bu güne kadar denenmiş şiirlerin ortak yanlarını bulabilmektir.
iyi şiir bir önceki şiirlerin mana değerini aşan özde anlamını değiştirmeden çağdaş fikir hareketlerinin izini derinliğini taşıyan görüşlere aydınlık veren evrenselliği ile insanlığa hitap edebilen özellikler aranmalıdır ,şiir her şeye rağmen sözdür bireyseldir ama bunun daha güzelini yapabilmek için imece usulu çalışmak lazım .Bu imece usulunu Sn Mustafa Ceylan hocamız başlatmış.Sevgili Ekrem Yalbuz hocamızın destek ve örnek çalışmalarıyla devam etmektedir.Türk şiir sanatının yeni nazim şekilleriyle yaşatılmasına büyük emek veren hocalarımıza üstadlarımıza sonsuz teeşekkür ederim .hata yaptıysam af ola kalbi saygı ve hürmetlerimi arz eder ellerinden öperim değerli hocam Allaha emanet olun selam ve duam ile

Tuncay AKDENİZ


'Aşk denilen bir hece.
Varda yok olmak;
Baştan sona bilmece! ! ! '

Şiir ayet değil ama meale muhtaç diyenler bir kez daha haklı çıktı.

Fevkalade bir söyleyiş varsın mealini şiirden anlayanlar şiirin analizini yapanlar yorumlasın.

'Kelebek uçar,
Kuzu iner pınara.
Her bir sarmaşık
Dolanır bir çınara.
Derya ne yutar,
Neyi atar kenara? '

Söylenirken elde edilen kolaylık, mana verilirken ki çekilen zorlukla aynı eş değerde.

Şiirde yakalanan derinlik o kadar okuyucuyu içineçekiyor ki izahta güçlük de ondan oluşuyor olsa gerek.

Tebrikler Ekrem Hocaya.

Paylaşım için teşekkürler.

Selamlar saygılar.

Mehmet Gözükara



İşte Usta, işte gerçek şair.
Neden mi?
Yeni NAZIM TÜRÜ GÜLCE' den bir örnek vermekle kalmamış, şiirini, DAR ALANDA NAKIŞLAMIŞ...Şiir'i tarif edenler, (az sözle çok şey ifade etme sanatı) derler, derler ya, bence, doğruyu da demiş olurlar. Evet az ve dar alanda, okyanusları, cihanı kucaklamak...

Günlerden bir gün, kabilenin ileri gelenleri bir araya gelmişler. Aralarında Mecnun'un Mecnunluğunu konuşur olmuşlar. Yağız, yakışıklı, yiğit delikanlı Mecnun'un eriyip gitmesine ak saçlı-bilge kabile ileri gelenlerinin gönlü razı olmamış. Çağırmışlar huzura Mecnun'u. Söylemiş bilgelerin başkanı, demiş ki:
_'Yiğidim Mecnun'um.Nicedir sendeki bu hal? Bak tüm kabile sana üzülüyoruz. Perişansın, eriyor, yok oluyorsun. Biliyoruz, Leyla' ya aşıksın. Neden ama? Neden bu halin? Gel, etme, eyleme; bırak şu Leyla aşkını. Yazık oluyor sana. Hem Leyla, kara-kuru-zavallı-cılız ve kimsenin beğenmediğibir kız. Bak evlâdım, kabilede boylu-soylu-anlı-şanlı nice güzel kızımız var. Niye onlara meyletmezsin de, bu kara-kuru-yipelek otu Leyla'ya yanar, tüter durursun. Yapma oğul, aklını başına topla. Bak çevrene gel kendine!'
Mecnun, başı yerde. Suskun..
Öteki bir yaşlı bilge almış sözü, o da aynı minval üzre kelam etmiş. Sonra bir başkası.
Mecnun dayanamamış;
_'Siz Leyla'yı kendi gözlerinizle görüyorsunuz, bir de Mecnun'un gözleriyle görün hele..' deyivermiş.

Evet, aşkı- AŞK BİLMECESİ'ni EKREM YALBUZ gözüyle gösteren bir şiir bu GÜLCE.

Beni en çok etkileyen tarafı da, DERYA NE YUTAR,NEYİ ATAR KENARA mısralarıdır.

Diyor ki Ekrem Hocamız;
AŞK, üç harf -TEK HECElik bir kelime ama, sonsuz bir roman, hattâ çözülmemiş bir bilmece. Çözen oldu mu bilmiyorum, bunca yıl şahsen ben çözemedim. Okuduğum cümle kitaplar, romanlar, şiirler, öyküler; hattâ destanlar bile çözememiş. Şiir neye, aşk da o...İkisinin de tarifi ve tanımını tam yaptım diyen kesinlikle yanılır. Her açıdan kelâm edilir, ancak, cümle açıların iflâs bayrağını çektiği erişilmez, BİRİNCİLİĞİ SÜREKLİ MÜNHAL bir koşu. Dağı Delen Ferhat, çöle düşen Mecnun veya bir başkası. Mevlana, Yunus..Tapduk Emre, Şems.. Güneş ve ay.. Dönen ve dödüren. Sonsuza yolculuk bu. Sonsuzda erimek, sonsuzla bir olmak, sonsuzda sonsuz olmak. Bir de tek'i, tek de sonsuzu yakalamak. Yakaladım dediğinde ise bir de bakmışsın kilometrelerce uzağındasın. Hani, gökuşağını yakalayamazsın ya, hah işte öyle bir şey!...
Var olanda yok olmak... Evet, varlıkta yokluğu yaşamak. Var da yok olmak, kaybolup gitmek değil, onunla HEMHAL olmaktır. Onu giyinmek, onunla yanmak, onunla dönmek, o'nda o olmaktır. Atomdan, aklın sınır çizgisinin ötesindeki kürrelere varıncaya kadar gurbet iniltileriyle, asıl geldiği yere, o asli Sevgili' ye hasreti yaşamak. Fenayı değil, faniyi değil, BAKİ olanı gözbebeğinin içine koyup, ney misali inlemek. Ney'i ney yapan ona verilen nefestir. Üflenmeyen hiç bir düdük kendilğinden ötmez. İnsanı insan yapan da nefes,öz ve candır.Kabuk mu, sadece posa? Seven kabuğu değil, gül kokulu nefesi duyar, onu yaşar, onda o olur, varda yok olur...

'Yıldızlar döner,
Ay güneşi kovalar.
Hasret yakar da
Köpük sahili yalar.
Taşlar aşınır
Büyür kara sevdalar. '

Bunca sene fizik,kimya,matematik,astronomi okudum; 30 küsur yıllık mühendisim. Aşık oldum sandım çoğu zaman. Yazdıklarımı da aşk şiiri sanıyordum, yanılmışım. Ekrem Hocam'a bakın hele dostlar. Ne diyor? 'Yıldızlar döner, ay güneşi kovalar'. Evet, dönen kervanların cangıl cungul seslerinde kaybolmuş aşk sandığım duygu. Ay güneşin uydusu, ama onu kovalıyor. Neden? İsterse kovalamasın. Ay, ay olmaktan çıkar. Gölge, aslına ve güneşe tabi. Seven sevdiğinin gölgesi. Onun peşinde. Kelebek ışığa koşar. Aşk ateşinin yakacağını bildiği halde. Dağı deler Ferhat, çölü çölde eler Mecnun. Ancak, 'hasret' denen muhteşem bir enerjidir bu döngünün sırrı. Kavuşma isteği, aslına -asıl olana ulaşma tutkusu. Işığını güneşten alır. Işık vermezse güneş, ay karanlık, ay soğuk, ay simsiyah. Seven de sevdiğinden alır ışığını, enerjisini, dinamizmi, yaşamak tutkusunu. Sevmeyen yürek taştır. Güneşsiz ay neyse, taş yığını o' dur. Ancak, taşı da seven vardır.Duruş ve bakış önemli.

Koskoca Akdeniz'in kenarındayım. Konyaaltı sahiline koşan Akdeniz dalgaları, köpüre köpüre, birbiri peşisıra, sabırsız, hiç teklemeden, beklemeden, duraksamadan koşuyor, nefes nefese sahili yalıyordu. Sanki, suyun içi yanıyordu. Suda yanmıştı ben gibi. Suyun nabzında ateş vardı, sevda vardı. Suların sahile koşusunda bir sevda türküsü vardı. Hele o akça gelinlik giymiş köpükler, onlar, nasıl da altın sarısı kum taneciklerine buse kondurmadaydılar. Önce sahildeki, kum taneciğini alıp, sarıp sarmalayıp, kokoca deniz, varda yok ediyordu'. Kum tanesini ıslatıp, sinesinin ateşini ona yükleyip veya güneş kızılı sıcaklığıyla yanıp tutuşmuş kum taneciğinin yangınını söndürüp; bir süre sonra; Ekrem Hoca'mın dediği gibi (Derya ne yutar,
Neyi atar kenara?) kenara atıyordu...
Su, temizleyen, arındıran, silen..Su şeffaf. Su hem yerde hem gökte. Su bulutta, yağmurda, karda, buzda, alın terimde, gözyaşımda, Aras' ta, Tuna' da ve Kızılırmak'ta; su Kâbe' de zemzem, su Cennet' te.. Abdullah satoğlu üstadın (SU) başlıklı şiirinde bunlar var. Demem o dur ki, su, kaynar, buhar olur, donar buz olur. Ama, hangi hal ve durumda olursa olsun, su su' luğundan zerre kaybetmez. H2O formülüyle izah eder kimyacılar. Eder amma, aşkı tarif eden EkremYalbuz' da su, vuslat ateşiyle koşar sahile, tutar çatlamak üzere olan kum taneciğine can verir ve gene sahiline bırakır. Bütün maddesel formüllerin 'aciz tırtıl mantığına' dönüştüğü nokta burası işte. Bu da aşk...

Kelebeğin uçusu, kuzunun pınara inişi,hele hele her bir sarmaşığın bir çınara dolanışı. Bu aşkın en güzel tarifidir dostlar. Aşk olmazsa,ki aşk, o sarmaşığın yaradılışında, içinde var ki, çınarın gövdesine dolanmakta. Çınar yiğit, çınar başı yukarıda. Sarmaşık da çınar da toprağa bağlı. İkisinin de kılcal kökleri var toprağın bağrında. Ama güzellik, sarıp sarmalayışta.

Peki, kış geldiğinde, yeşil elbisesini çıkarırken üşüyen çınarın gövdesinde ağlayan, hıçkıran, çınardan evvel yaprağını döken bir sarmaşığın hüznünü görüp hissettiniz mi hiç?
Sevdiğinden ayrılmak, sevdiği üzülünce üzülmek neyse, işte çınar ve sarmaşık da o.

'Kara büyü mü,
Aşk denen neyin nesi? '

Çözülmeyen büyü evet. Falcılar, tahmincilerin yanıldığı hadise. Şekil, renk, desen, hattâ yaş farklarını bile sıfırlayan sır. Aşkı uğruna can veren, ölen, öldüren, cinayet işleyen, intihar eden... vb... Bedeli cansa bunun, peki, neden? (Nedir çeken herkesi?
Hem inler bülbül
Hem de ister kafesi! ! !)

**
Bu şiir, evet bu GÜLCE, tıpkı gülün üst üste gelen yaprakları gibi, iç içe, üst üste, gülce dokunmuş bir şiir. Bana bir kitap dolusu kelam ettirebilir.

**
Ekrem Hocam;
Bu şiir hakkında söylenecek daha çok söz var. Her bir yaprağı(mısrası)bin ışık huzmesiyle yüreğimize yağıyor.

Teşekkürer;
Kalbi selâmlar ve saygılarımı sunuyorum...

Mustafa CEYLAN



Köklere bağlı kalarak o kökün dallarının daha gürbüz daha verimli olması için öncülük edip,yol açan kalemleri öpüyorum..

Şiir şekil ve muhteva olarak çok güzeldi hocam..Aşkı irdelemiş o irdeleyiş içinden düşünce ve duygu ufkumuza mana yüklü manzaralar koymuş. İçtenlikle tebrik ediyor Mubarek bayramınızı da kutluyor ellerinizden öpüyorum gönül dolusu selam saygı muhabbetlerimle hocam

Ozan SENTEZİ


-Ey Şair
-Gerekçemiz
-Gülce 100.Günde
-Üçgen Masa ve Orhan Veli
-Tercüme Odası
-Neyzen Tevfik ve Aşk
-Anlaşılır Olmak
-Yahya kemal ve Gülce'de Aruz
-Han Duvarları ve Ötesi
-Gençosmanoğlu ile Röportaj
-Çeviriye Dair